Genel

Oğuz Kağan Destanı Nedir?

Oğuz Kağan Destanı, ya da Oğuz-name, Oğuz Türklerinin Oğuz Kağan önderliğinde cihan hakimiyeti için yaptığı seferleri konu alır. Destanın ortaya çıktığı dönem ve hangi tarihi hatıralara işaret ettiği tam olarak bilinmemekle beraber bazı tahminler vardır. Dursun Yıldırım, Türk Bitiği adlı eserinde şöyle bir aktarımda bulunmaktadır: “Rus arkeologlarından M. P. Gryaznov’un düşüncesine göre, Türk destanlarının teşekkülü ve mevzularının ortaya çıkışı M.Ö.VII-VI. asırlar ile, M.S. I. asırlar arasında olmuştur.” M. Fuad Köprülü, Oğuz Kağan Destanı’nın tarihinin açıkça (Hiyung-Nu’lara), M.Ö.(209-126) yıllarına dayandığını söylerken, Z. Velidi Togan ise destanın tarihi dayanaklarının Sakalar ve İndo-İskitler’e kadar uzanabileceğinden bahsetmektedir.

Oğuz Kağan’ın Kimliği

Oğuz Kağan’ın kimliği ve gerçek bir karakter olup olmadığı hakkında da farklı görüşler vardır. N. Biçurin onu Mo-Tun (Mete Han) ile özdeşleştirmiş, W. Radloff da bu fikre taraftar olmuştur. I. Marquart ise Oğuz Kağan’ı Cengiz Han ile özdeşleştirmiştir.

İlgili Makaleler

oguz kaganin kimligi

Oğuz’un Mo-Tun olması hakkındaki iddialar güçlüdür. Saadettin Gömeç: “Burada Tengri Kut Börü Tonga’nın (Tokta/Mo-tun) gerçek hayattaki oğlu ve torununun adına dikkat çekmek istiyoruz. Bizim tespitlerimize göre, bunlardan birisi Kök’tür (Gök Han), diğeri de Kün’dür (Gün Han). Yani Börü Tonga (Tokta/Mo-tun) Yabgu’dan sonra gelen iki Türk hakanının ismi Oguz Kagan Destanı’ndaki Oguz’un çocuklarından iki tanesiyle aynıdır. Bu herhalde, Oguz ile Börü Tonga (Tokta/Mo-tun) arasındaki benzerlik konusunda gözden uzak tutulmayacak bir ip-ucudur.” der. Bu önemli bir nokta olmakla birlikte elbette tek başına bir kanıt değildir. Destanda bu isimlerden bu oğulların isimlerinden sadece etkilenilmiş olması da ihtimal dahilindedir.

Oğuz Kağan’ın Türklere Tanrı tarafından gönderilmiş bir peygamber olabileceği düşüncesi de ortaya atılmıştır. Peygamberlik fikrini ortaya atanların dayanağı, Oğuz’un insanları “tek tanrıya inanmaya davet etmesi”, “tanrıya inanmayan annesinin sütünü içmemesi” gibi noktalardır. Ancak biz bu bilgilere Uygur harfli nüshada denk gelemiyoruz. Bu da “peygamberlik” gibi atıfların ve yüklenen dini vasıfların İslamiyet etkisinin arttığı dönemlerde yazıya geçirilen varyantların yazım aşamasında eklenmiş olduğu fikrini güçlendiriyor.

Tüm bu veriler doğrultusunda Oğuz Kağan’ın köklerini Mo-Tun’dan da alarak tarihsel süreçte başka kişiler ve olaylardan etkilenerek gelişen bir destan kahramanı olduğunu düşünmek mantığa yatkındır.
Yine Manas Destanı ve Manas Han’ın tarihsel gerçekliği ve dayanakları konusunda da farklı görüşler vardır.
Bu konuda Emine Gürsoy-Naskali Manas Destanı’nı Radloff’tan çevirdiği eserin önsözünde şöyle der: “Manas destanının veya Manas destanındaki hadiselerin hangi dönemlere ait olduğu konusu tartışmalıdır. Bazılarına göre buradaki hadiseler Hun dönemine bağlanmalıdır. Daha gerçekçi bir yaklaşımla destanın tarihi zeminini 9. yüzyıl sonrasına bağlamak daha doğru olur. Cüveyni’nin Tarih-i Cihan Güşası’nda belirtildiği gibi 1120’li yılların sonunda Karahitaylar Orta Asya’ya geldikten ve Karahanlıları ele geçirdikten sonra Kırgızlara asker gönderirler. Büyük bir ihtimalle bu dönemin olayları Manas destanının tarihi kaynağıdır.”

Oğuz Kağan Destanı’nın yazıya geçirilmesi aşamasında birçok varyant oluşmuştur. Bazı önemli Oğuz-name varyantları; Uygur Harfli Paris Nüshası, Reşideddin Fazlullah’ın Cami’ut Tevarih’indeki “Târîh-i Oğuz u Türkân”, Kazan’da bulunan nüsha, Ebu’l Gazi Bahadır Han’ın Şecere-i Terakimesi’nde yer alan varyant, Yazıcıoğlu Ali’nin Tevarih-i Ali Selçuk’ta naklettiği, varyantlardır.

Oğuz Kağan’ın İdare Anlayışı

Oğuz Kağan şöyle der: “Ben Türklerin kağanıyım ve yer yüzünün kağanı olsam gerektir…”, “… Kim baş eğmezse gazaba gelirim; düşman sayarak, ona karşı asker çıkarır ve derhal baskın yapıp onu astırır ve yok ettiririm.” Bunlar Oğuz Kağan’ın siyaset anlayışını en iyi özetleyen cümlelerdir. Bu sözler cihan hakimiyeti için yapacağı seferlere başlamadan hemen önce söylenmiştir. Görülmekte ki, Oğuz Kağan daha en başından beri cihana hâkim olmaktan ve diğer her millete baş eğdirmekten başkasını düşünmemektedir.

oguz kaganin idare anlayisi

Oğuz Kağan ilk etapta Türk kabileleri ile ilgilenmiştir, Tatar ve Moğollarla savaşmıştır. Böylelikle kendisine coğrafi ve etnik bakımdan yakın bulunan toplulukları idare altına almıştır. Bundan sonra yönünü daha uzak diyarlara çevirmeye başlamıştır.

Oğuz Kağan’ın idare anlayışı merkeziyetçi ve bürokratik bir yapıya sahip değildir. Onun için yeterli olan iki unsur vardır: itaat edilmek ve vergi almak. Gittiği yerlerdeki ülkelere kendi yasalarını uygulatmaya çalıştığını veya yepyeni bir siyasi teşekkül ihdas etme çabasına giriştiğini görmeyiz. Sadece vergi toplamak ve halkı korumak için görevli birer şahne/bey tayin edip bölgeden ayrılır.

Oğuz Kağan’ın bu idare anlayışını Türk Devletlerinin ortak bir paydası olarak tarihsel süreçte de müşahede edebilmekteyiz. Bunun için en merkeziyetçi ve bürokratik Türk devleti olan Osmanlı örneğine baktığımızda bile, vergi veren ve isyan etmeyen toplumların yerel yasalarına dokunulmamış, çoğu zaman yüksek bir otonomi ile yaşamlarını sürdüregelmişlerdir. Bunun kanıtı, Osmanlı’nın çekildiği topraklarda asimile olmuş herhangi bir halk bulunmamasıdır. En merkeziyetçi Türk devletinde durum böyle olduğuna göre diğer tüm Türk devletlerini ayrıca açıklamaya lüzum görülmemektedir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu