Bilim

Felsefede Metafizik Nedir?

Metafizik, felsefenin bir dalıdır. İlk felsefeciler tarafından, “fizik bilimlerinin ötesinde kalan” anlamına gelmekte olan metafizik sözcüğü ile felsefeye kazandırılmıştır. İncelemeleri varlık, varoluş, evrensel, özellik, ilişki, sebep, uzay, zaman, tanrı ve olay gibi kavramlar üzerindedir. Metafiziği tanımlamaktaki zorluk Aristoteles’in bu alana ismini verdiği yüzyıllardan bu zamana bu alanın gösterdiği değişimdir. Metafiziğin konusu olmayan konular ise de metafiziğin içine dâhil edilmişlerdir. Yüzyıllarca metafiziğin içinde olan bu din, dil felsefesi ve bilim felsefesi gibi konular da kendi alt başlıkları altında incelenmeye başlanmıştırlar. Felsefede metafizik nedir?

Metafizikle bilinçli biçimde uğraşan ilk filozoflar ise eski Yunan filozoflarıdır. İlk kez bu düşünürlerin ele almış olduğu temel metafizik sorun ise, zihin tarafından bilgi nesnesi edinilebilen, genel olarak biçimlerin varlığı ve niteliğidir.

Felsefede Metafizik Nedir?

Eski Yunan felsefesi algılanabilir gerçek dünya ile düşünülen zihinsel bir idea dünyasını ayırt etmiştir ve daha sonrasında da metafizik ile ilgilenmekte olan felsefeciler de soyutlamalar ile tözler arasındaki ilişkiler üzerinde durmuşlardır. Bunların ikisinin de mi gerçek olduğu, yoksa birinin ötekinden çok daha fazla mı çok gerçeklik taşıdığı sorununu tartışmışlardır. Dolayısıyla da doğa ve zaman, Tanrı’nın varlığı ve nitelikleri gibi sorunları da biçim ile idea arasındaki ilişkiyi kavrayabilme çabası ile birlikte irdelemişlerdir.

Metafizik sözcüğünü kullanan ilk kişi ise Andronikos olmuştur. Andronikos, Aristoteles’in ders kitaplarını sıralar iken doğa bilgisi derslerinden sonra geliyor olan 14 kitabına Meta ta Phusika yani doğa bilimlerini kapsayan kitaplardan sonra gelen kitaplar, adını vermişti. Ancak bu kitaplarına Aristoteles de duyularla kavranan bilginin, yani fiziğin üstünde saydığı usla kavranan bu bilgileri kapsadıklarından dolayı da ilk olarak felsefe adını vermiştir.

Antik Çağ’da Metafizik

Antik Çağ’da metafiziğin temeli Antik Çağ’ın ünlü değişirlik ve değişmezlik tartışmasında yer almaktadır. İlk düşünürler ile birlikte bu varlığın temelini aramışlar ve bunu hep canlı bir değişme süreci içerisinde bulmuşlardır.

İlk olarak da Ksenofanes değişmezlik sorununu teolojik alanda öne sürmüştür ve değişmez nitelikte tek bir Tanrı tasarlamıştır. Burada görüldüğü gibi de bu değişmezlik sorunu Tanrı düşüncesi ile birlikte kökten bağımlıdır.

Metafiziğin bu kaderi de yüzyıllar boyunca bu bağımlılıkla çizilip gidecektir. Ksenofanes’i izlemekte olan Parmenides, değişmezlik savını geliştirmiş ve onu varlığın temeli yapmıştır. Değişirliği duyularımızın bir kuruntusu olarak saymıştır. Parmenides’e gelinceye kadar bütün düşünürler doğasal deneyimler üstünde düşünmüşlerdir.

İlk Metafizikçiler

Felsefe tarihinin ilk metafizikçileri ise Parmenides ve Platon’dur. Sonraki yüzyıllarda da metafiziğin en önemli konularından biri olarak görülmüş olan dünya ile gerçek dünya ayrımı ise ilk kez bu düşünürlerce dile getirilmiştir.

Platon, sürekli değişmekte olan, bu duyulur dünyanın geçici olan nesnelerinin karşısına, değişim göstermeyen, duyulara yer verilmeyen, düşünce yolu ile ulaşılabilir bir dünya yerleştirdi. Aristoteles bunu farklı bir biçimde yorumladı. Ona göre ise bu madde her zaman kendisinin en üstteki biçimine doğru sürekli bir devinim içindeydi. Bundan dolayı Aristoteles için maddi dünya organik değişim içinde bir süreklilikti.

Orta Çağ’da Metafizik

Hristiyanlığın gelişmesi ile birlikte, Orta Çağ’da dinsel bir etki alanına girmekte olan bu metafiziğin ana sorunu ise Tanrı’ydı. Tanrı’nın var olduğunu kanıtlamak için çeşitli savurmalar geliştirilir iken, Tanrı ile dünya arasındaki, yaratılış, zamanın başlangıcı, Tanrı’nın dünya içinde varlığı gibi ilişkiler, metafiziğin başlıca konuları oldu. Böylelikle de Orta Çağ’da metafizik teoloji ile eş sayıldı.

Orta Çağ’daki bu felsefe deyimi de bu anlamdaşlık ilkesine katılmıştır. Çünkü bu çağın felsefesinin konusu, bütünüyle metafizik, eş deyişle Aristoteles’in ilk felsefe adını verdiği kitaplarda işlemiş olduğu konulardır. Ki zaten bu kitaplara da daha sonradan metafizik adı verilmiştir. Ne var ki metafizikle gerek felsefe gerek  de teoloji arasında önemli bir yöntem farkları bulunmaktadır.

Yeni Çağ’da Metafizik
  1. yüzyıldan sonraki zaman dilimindeki metafizik deyimi, varlık bilimi anlamında da kullanılırdı. Ne var ki bu varlık duyularla kavranabilen, dışındaki bu varlık ve görünüşlerin ardında olan kendilik olarak da ele alınmaktaydı. Hegel’e gelinceye kadar da bu çağın metafiziği Orta Çağ’ın metafiziğinde olduğu gibi, bilimsel temelden yoksun bir şekilde, kurgusal görüşler ve varlığın duyularla algılanamayan bu kendiliği üstüne varsayılan yapıntılar olarak da sürüp gitmiştir. Hegel, metafizik terimine aynı zamanda diyalektik karşıtı anlamını vermiştir. Hegel metafizik sisteminin son büyük düşünürü olmuştur. Evrensel oluşumun bu düşünceden doğduğunu ve bu düşüncenin gelişmesi sonunda kendi bilincine erişeceğini savunmuştur. Ayrıca metafizik deyimine de ilk kez diyalektik karşıtı yani anti-diyalektik anlamını veren de yine Hegel olmuştur.

Descartes’ta Felsefede Metafizik

Rene Descartes, bütün varlığı temelde yer kaplamakta olan madde ile düşünen zihin olarak iki bağımsız alana ayırmıştır. Bu kavrayış içinde de Tanrı’nın konumu yalnızca maddeyi yaratmış bir ilk neden olmakla sınırlı idi. İlk yaratılıştan sonra da her iki dünya kendi yasalarıyla işliyor ve bu aralarındaki ilişki ise insanın ruhu ile bedeni arasındaki ilişki aracılığıyla kurulmaktaydı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu